Forum Dev ll Türkiyenin Dev Forumu

        Forum Dev ll Türkiyenin Dev ForumuHoşgeldiniz : Guest
En son ziyaretiniz :
Mesaj Sayınız : 0

 
HomeCalendarFAQSearchMemberlistUsergroupsYöneticilerRegisterLog in

Share | 
 

 Kültür Nedir ? - Kültür Hakkında

View previous topic View next topic Go down 
AuthorMessage
~> Méliké <~
Moderatör
Moderatör
avatar
Posts : 23
Rep Gücü : 1
Join date : 2010-02-17
View user profile
PostSubject: Kültür Nedir ? - Kültür Hakkında   Sun Feb 28, 2010 2:10 pm

Kültür kavramını en başta sözlük
anlamıyla tanımlayabiliriz: Bir toplumun duyuş düşünüş birliğini
oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce, dil ve sanat
varlıklarının topu, belli bir konuda edinilmiş geniş ve sistemli bilgi.
Bir başka tanımlaması ise şöyledir: Tarihsel ve toplumsal gelişme
süreci içinde yaratılan her türlü değerlerle bunları kullanmada,
sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal
çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü. Üçüncü sözlük
tanımı şu şekildedir: Akıl yürütme, eleştirme ve beğeni yeteneklerinin
öğrenim, deney ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi.
Kültür latince kökenli bir kelime olup dilimize Amerikanca
veFransızca'dan girmiştir. Latince cultura, toprağa birşeyler ekip ürün
almak, üretmek anlamında kullanılıyordu. Voltaire Fransız Devrimi
öncesinde Culture’ü insan zekasının oluşumunu ve gelişmesini belirleyen
bir terim olarak kullanınca sözcük değişik bir anlam kazanmıştır.
Fransızca’dan Almanca’ya cultur biçiminde geçen sözcük daha sonra tüm
Avrupa dillerine yayılmıştır. Fransızca’da kültürün karşılığı irfandır.
İrfan kelimesinin sözlük anlamı ise; anlama, bilme, gerçeğe ulaştırıcı
güçlü seziştir. Daha çok tinsel ve manevi değerleri içermiştir.
Amerikanca’da kültürün karşılığı medeniyettir. Medeniyet ise uygarlık
yani insanların doğaya egemen olma, toplum olarak daha iyi bir yaşama
ulaşma çabalarından çıkan sonuçların, bilim, teknik, sanat ve kültürün
tümünü kapsar. Sonuç olarak bilim ve tekniğin, sanat ve kültürün
gelişmesi, ilerlemesiyle yaratılan yaşama koşullarının, yaşama
biçiminin incelmesi, yetkinleşmesi durumudur. Dolayısıyla Amerikanca
kültürün karşılığına maddi kültür daha denk düşer.
Medeniyet, insanlığın çalışarak ortaya koyduğu teknik eserlerin
bütününden ibarettir. Kültür ise, bir toplumu kendi tarihi içinde
meydana getirdiği değer hükümlerinin bütünüdür. Bunlar ilim, sanat,
ahlak ve dine ait değerlerdir. Medeniyet, kültür yaratan düzendir. Bu
durumda kültür ve medeniyet kavramlarını birbirinden ayırdıktan sonra
kültürün oluşumuna etken olan değerler, durumlar ve vs. önem kazanır.
Her toplumun kendi kültürü vardır ve kültürün yükselmesi, ilerlemesi ve
gelişmesi medeniyetin doğuşunu sağlar. Sosyolojik çerçevede en geniş
sınırlarına ulaşan kültür kavramı ‘bir yaşama biçimidir.’ Bu yaklaşımda
bir toplumda bulunan ve bulunmayan bütün ifade ve etkileşim biçimleri
önem kazanır. Bu anlamda kültür, insan olarak belli bir toplumda
öğrendiklerimizle, davranış, düşünce sistemimizin toplamı sayılabilir.
Bir bakıma ne yediğimiz, ne içtiğimiz, ne okuduğumuz, nelere sempati
ile yaklaşırken, nelere tepki duyduğumuz, ait olunan grup, küme ya da
toplumu karakterize eder. Günümüzde iletişimin son derece hızlı
yapılabilmesi kültürel ve bilimsel gelişmelerin, anında yayılmasına
olanak sağlamıştır. Bu durum kültürlerin birbirleriyle olan
ilişkilerinin ve etkileşimlerinin üzerine düşünülmesi gereğini
çıkarmıştır.
Aslında sosyal bilimciler 166 farklı tanımı olan kültür kavramı için
‘bir kavramın bu kadar çok tanımı varsa, onun tanımlanamayacağını kabul
etmek gerekir’ diyebiliyorlar. Kültür tarihçileri insanoğlunun gelişme
ve ilerleme göstererek hayatta kalma ve varlığını sürdürme savaşındaki
başarısını, kültürel bir varlık oluşuna yani öğrendiklerini birikiminde
saklayıp yeni nesillere aktarma yeteneği ile becerisine bağlar.
Kültür gelişim sürecinde önce sözlü kültür doğmuş, daha sonra yazılı
kültür oluşmuştur. Bugün yazılı kültür ile beraber sözlü kültür de
devinim ve gelişimine devam etmektedir. Sözlü kültür de yazar yoktur,
anonimdir, doğaldır, metinsizdir, ezbere dayalıdır, çeşitlenebilir,
sürekli akış, dolaşım ve dolayısı ile değişim içindedir. Bu kültür de
çözümleme ve inceleme yoktur. Yazılı kültür yazılıdır, metne bağlıdır,
okuru değişebilse bile metin değişmez, üreten yalnızdır, anlatıya
istenilen sıklıkta dönülebilir, çözümleme ve inceleme yapılabilir.

Aydın ve Aydınlanma
Aydın kişi genellikle öğrenim görmüş, çok okumuş, kültürlü, bilgili,
görgülü, ileri ve açık düşünceli, kendisi aydınlanmış olduğu için
çevresinide aydınlatabilecek nitelikte münevver, entellektüel kişidir.
Sosyal posizyonları itibariyle sosyal tabakalarda herhangi bir sınıfa
net özellikler göstermeyip, ancak toplumsal ortalamanın çok üzerinde
ileri bir eğitime, akla ve yeteneğe sahip bir zümreya entelektüeller
denilebilir. Entelektüeller aklın, zekanın, yeteneğin ve bilginin
toplamıyla yeni düşüncelere, görüşlere ve sonuçlara giderler. Dilimizde
entelektüel sözcüğü ‘Aydın, Münevver’ kelimeleriyle karşılanmaktadır.
‘Aydınlatılmış, ışıklı’ anlamına gelen münevver kelimesi ilahi kökenli
bir ışık olan ‘nur’ kökünden türetilmiştir. Aydınlığın yani bilgi
donanmanın, sadece akılla değil, duygu, sezgi, kalp gibi diğer
faktörlerin de katılarak sağlanabilmesi anlamını vurgulaktadır. Aydın
insan içinde yaşadığı toplumun ve dünyanın dünü, bugünü ve yarını
üzerinde düşünen, sorgulayan ve insanoğlunun iyiliğine ve kötülüğüne
olan halleri bağımsız olarak irdeleyen bir yapıda olmalıdır.
Gerektiğinde muhalif olmaktan çekinmeyen, körü körüne inanmayı,
bağlanmayı reddeten, kutsallaştırılanı sorgulayan, ezberleri bozan
düşüncededir. Yapısı gereği düşünen, kuşku duyan, gerektiğinde tüm
bunları dile getiren, tabulara karşı eleştirel görüşler geliştirebilen,
bağlantıları, geçişleri ve farklılıkları gören kişidir.
Aydın kişi içine doğduğu kültürün özelliklerini, değerlerini, eğitimini
olduğu ve sunulduğu üzere kabul etmek yerine irdeler, eleştirir ve
katkıda bulunur. Gelenekleri ve alışkanlıkları başka türlü düşünerek
sürekli bir üst gerçeği sorgular, bilinenle tatmin olmaz. Kişisel
sorumluluklarının içine toplumsal sorumluluğu dahil eder ve böylece
etrafındakilere ışık saçmaya başlamış olur. Aydın kişi toplumsal
konularda uyaran, ortaya koyan ve çözüm yolları öneren kişi olmalıdır.
Tüm bunları yapabilmesi için aydın kişi gerçekten özgür olmalı ve
inandığı doğruları ifade ederken herhangi bir grubun, kurumun, toplumun
veya herhangi bir birimin menfaatlerini gözetmemelidir. İnandığı
doğrular da dahil tek bir fikre veya akıma bağlı olmak yerine her fikre
ve düşünceye açık olmalı fakat sorgulamayı asla bırakmamalıdır.
Herkes aydın olabilir mi sorusuna bazıları iki farklı yaklaşım ve görüş geliştirmiştir:
Birinci görüş; aydınlanma dönüşümünün aslında tüm insanlarda doğuştan
var olan bir yetenek olduğunu ama bazılarının bu yeteneği kullanmaması
veya kullanabilecek şartlarda olmaması yüzünden aydınlanma sürecine
girilemediğini savunanlardır.
Diğer yaklaşım ise, aydınlanmanın ancak insan evriminin belirli bir döneminden sonra oluşabileceği yönündedir.
Birince görüşe göre aydınlanma sürecinin başlaması için zaten siz de
var olanı fark etmeniz, keşfetmeniz yeterlidir. İkinci yaklaşımda ise
herkes aydınlanmaya aday değildir. Aydınlanmaya aday olabilecek
bireyler bu yetiyi bir şekilde (şans) kazanmış kişilerdir. Bir bakıma
seçilmişlerdir. Bu kişiler gelecekte ‘kozmik bilince’ ulaşmış insan
türünün öncüleridir. Bu yetiye sahip kişiler için gerekli olan ön
koşullar zaten var olmuştur. Aslında neden, niçin, ne zaman, seçen ve
seçilenler kim gibi aydın kişinin sormaktan vazgeçmeyeceği sorular
ikinci durumda boşlukta kalmaktadır. Aydınlanma varoluşun anlamını
arayan, ben kimim, neredeyim, neden soruları ile birlikte toplumsal
konuları da aynı şekilde sorgular. Aydınlanma yolu, bu sorulara cevap
aramaktan bıkmadan, yorulmadan çıkılan bir yolculuktur. Avrupa’da
Rönesans’tan sonra gelen usun ve bilimin gelişip egemen olduğu
aydınlanma çağından itibaren birinci görüşteki aydınlanma akla daha
yakın görünmektedir. Aydınlanma özünde kolaycılığa teslim olmayan,
klişelere, sloganlara sığınmayan akıl yoludur. Aydınları sonuç olarak,
toplumu değiştirmek için gerekli özel şart ve yeteneklerle donanmış bir
kesim olarak ele almak gerekir. Ancak unutulmamalı ki, aydınları bir
sınıf olarak değerlendirmek tartışmalı sonuçlar getirir çünkü en
azından sosyolojideki klasik ölçülere göre net bir sınıf teşkil
etmedikleri yönünde görüş birliği vardır. Zaten duruma, ülkeye ve
zamana göre değişse bile günümüzde aydınlar önce özgür bir birey olarak
hep beraber hareket edecek şekilde bir sınıf şuuru taşımazlar ve başta
da belirtildiği üzere çok özel şartlar için gerekli olmadığı sürece
kişselliğini ve bireyselliğni korumalıdırlar.


Sözcük
olarak kültür, “bir toplumda geçerli olan ve gelenek halinde devam
eden, her türlü duygu, düşüce, dil, sanat, yaşayış unsurlarının tümü,
belli bir konuda edinilmiş, geniş ve sistemli bilgi” şeklinde tarif
edilmektedir. (Meydan Larousse)
Antropoloji bilimlerinin kültür sorunlarıyla uğraşan dalına, bugün,
“etnoloji” veya “sosyal-kültürel antropoloji” adı verilmekte olup, bu
alandaki kültür sözcüğü, günlük dilimizdeki “kültür” sözcüğünden çok
daha geniş kapsamlı bir kavram olarak, hars ya da uygarlık anlamında
kullanılmaktadır.
Kültür, en geniş sınırlarına sosyolojik çerçevede ulaşmakta olup,
buradaki anlamıyla “bir yaşama biçimi”dir. Bir topluma özgü bütün ifade
ve etkileşim biçimleri bu tanımda yer almaktadır. Bu anlamda kültür,
insan olarak belli bir toplumda öğrendiklerimizle yapıp ettiklerimizin
bir toplamı sayılabilir. Bu bakımdan ne yediğimiz, ne içtiğimiz, ne
okuduğumuz, neye/nelere öfke duyduğumuz, neye ve nelere sevgi ve
sempati ile baktığımız, ait olunan grup, küme ya da toplumu karakterize
etmektedir.
Kültür tarihçileri, insanoğlunun hayatta kalma ve varlığını sürdürme
savaşındaki başarısını, kültürel bir varlık oluşuna, yani yaşayarak
öğrendiklerini kültüründe saklayıp yeni kuşaklara aktarma yeteneği ile
becerisine bağlı görürler.
Toplu yaşayan her canlı türünün kültürü yoktur. Sözgelişi arı ve
karınca gibi böcek türleri toplu yaşarlar fakat kültür yaratamazlar.
Örneğin, arının düzgün altıgen biçimindeki kovan hücresinin boyutları
son yirmi beş milyon yılda bir mikron bile değişmemiştir. Bazı
maymunlar yavrularına bazı becerileri öğretir; ama bir dil ve kültürden
yoksun oldukları için bu becerileri çok sınırlıdır. Evcil bazı
hayvanlarla (atlar, köpekler gibi), kuyruksuz maymunlar oldukça
karmaşık bazı becerileri öğrenebilir; ama bunları kendi yavrularına
aktaramazlar.

Kavrama Tarihsel Bakış

Sosyal bilimciler 166 farklı tanımı olan kültür kavramı hakkında; “bir
kavramın bu kadar çok tanımı varsa onun tanımlanamayacağını kabul etmek
gerekir” diyebiliyorlar. Bu bağlamda da, kültür sözcüğünün oldukça
zengin, uzun ve ilginç bir tarihçesi vardır.
Günlük konuşmalarımızda ya da sanat ve bilim çalışmalarında
kullandığımız kültür sözcüğü, Latince kökenli olup Türkçe’ye
Fransızca’dan geçmiştir. Latince cultura, toprağa bir şeyler ekip ürün
almak, üretmek anlamlarında kullanılıyordu. Voltaire Fransız Devrimi
öncesinde culture'ü insan zekâsının oluşumunu ve gelişmesini belirleyen
bir terim olarak kullanınca, sözcük değişik bir anlam kazanmıştır.
Fransızca’dan Almanca’ ya önceleri cultur daha sonraları kültür
biçiminde geçen sözcük zamanla bütün Avrupa dillerine yayılmış, İngiliz
antropoloğu Tylor, 1871'de ona bilimsel bir içerik kazandırınca da
önemi gittikçe artan bir kavrama ve aynı zamanda bir uğraş alanına
dönüşmüştür.
Voltaire, Culture sözcüğünü, insan zekasının oluşumu anlamında,
Almanlar, uygarlık ve kültürel evrim karşılığında kullanılmışlardır.
Ancak, XIX. Yüzyılın ikinci yarısı ile XX. Yüzyılın ilk çeyreğinde
Fransızlar ve İngilizler, uygarlık sözcüğünü kültüre tercih etmişlerdi.
Marx kültür kavramının değilse bile, kültürel içeriğin son derece
kapsamlı bir tanımını vermiştir:
“Kültür ya da uygarlık, insanın bir toplumun üyesi olarak edindiği
bilgi, inanç, sanat, ahlak, gelenek ve göreneklerle her türlü beceri ve
alışkanlıklarını içeren karmaşık bir bütündür.”
Kültür tarihinde, tarihsel devinimi en iyi yansıttığı kabul edilen şu tanım da yaygındır:
“Kültür, bir toplumda geçerli olan ve gelenek halinde devam eden her
türlü dil, duygu, inanç,sanat ve yaşayış öğelerinin tümüdür”.

Kavramın değişik alanlardaki kullanımı

Nereden ve neresinden bakılırsa bakılsın kültür kavramının tümü için
ortak olan kimi tanımlamalar vardır ki bunlardan ilki kültürün organik
olduğu, bir başka deyişle değişimin ve buna bağlı olarak etkileşim
içinde olduğudur. Her canlı varlık gibi yaşlanır, etkinliğini ve
hareket becerisini kaybeder ve sonuçta işlevini tamamlayarak yok olur.
Buradan hareketle, hiç bir kültür öğesinin hareketsiz ve durağan
olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü kültür kavramının varlığı için temel
etmen, bir insan topluluğu ve onu oluşturan aile ve bireylerin
varlığıdır. Kaynaklara baktığımızda öncelikle şunu fark ederiz: Bütün
kültür öğeleri, kültürel var olanlar (en soyuttan, en somuta dek),
insan tarafından var edilmiştir. Yani kültürün temel kaynağı insandır.
Kültür örüntüsünü oluşturan her düşünce, her kurum, her nesne insan
tarafından yaratılmıştır.

Eğitimcilere göre kültür,
eğitim yoluyla kazanılan içeriktir. Eğitim ise, bu muhtevayı kazandıran
süreçtir. “Eğitimsiz kültür, kültürsüz eğitim” düşünülemez. Sn. Bozkurt
GÜVENÇ ise, “Eğitim yol ise, Kültür, yolcunun hayatı boyunca yaşayarak
öğrendiklerinin tümüdür.” demektedir.
Bir kişi,diğerinden daha fazla kitap okumuş ve daha fazla şey biliyor
olabilir. Ama daha az okuyan, diğerinden daha kültürlü olabilir. Çünkü,
kültürlü olan, bilgiyi yaşamında uygulama başarısı göstermiş
olandır.Her bilgi anında kültür olmaz, kültüre dönüşmez. Bilgili olmak
başka, kültür başka şeydir.

Günlük dilde kültür,eğitim-öğretim süreci, bu sürecin kazandırdığı, genel ve mesleki kültür, İslam Kültürü, spor kültürü vb. Anlamında kullanılır.

Bilim ve felsefede kültür,
insanların ve toplumların yapıp, öğrenerek kazandığı her şey (tutum,
davranış ve değerler), kısaca uygarlık (medeniyet) anlamında
kullanılmaktadır.

Kültür, genel bir
biçimde ve uygarlıkla eşanlamlı olarak,” insan türünün hayatını, yaşam
tarzını tüm diğer yaşam tarzlarından ayıran unsurlar bütünü” diye ve
daha özel olarak da,”bir uygarlığı meydana getiren değerler toplamı”
şeklinde tanımlanabilir.

Bir diğer ifade ile kültür, bir toplumun; gelenek, görenek, sanat,
düşünce yapısı, tarihsel birikim ve sosyal kurumlar gibi varlıklarının
tümünü kapsayan ve bireyleri arasında duyuş ve düşünüş birliğini
sağlayan, şekillenmiş, kollektif maddi ve manevi değerleridir.
Her kültür ilkin öz gücüyle, özünde barındırdığı gizli güçle gelişir ve
süreklileşir. Bununla birlikte, tek bir kültür özünü tümüyle öbür
kültürden soyutlayarak gelişemez. Bu nedenle her kültür, gelişmesini
sürdürebilmek için, öbür kültürlerin kazanımlarından yararlanmak ister.
Kültürle ilgili olarak karşımıza çıkan bazı kavramlar olan; kültürleme,
kültürlenme ve kültürleşme süreçleri ile kültür aktarımı, kültür
yitimi, kültür şoku ve hakim kültür kavramlarından kısaca bahsetmek
istiyorum
Kültürleme: toplumların kendisini oluşturan bireylere belli bir kültürü
aktarma, kazandırma, toplumun istediği insanı eğitip yaratma ve onu
denetim altında tutarak, kültürel birlik ve beraberliği sağlama, bu
yolla da toplumsal barış ve huzuru sağlama sürecidir. Kültürleme süreci
bireye, hayatı boyunca kolay kolay değiştiremeyeceği bir kişilik yapısı
kazandırır. Kültürleme, toplumsallaştırma (sosyalizasyon) ve eğitim
süreci olarak da tanımlanabilir.
Kültürlenme: okul öncesinde, ailede başlayıp okul dönemi sonunda da da
etkinleşen kültürlenme, değişik aile, eğitim, okul, meslek, bölge (alt
kültür) çevrelerinden kalkıp belli yer ve zamanlarda bir araya gelen,
birbirini etkileyen, akran grupları arasındaki kültür etkileşimidir
“Kültürleme”; varolanı iletirken, “kültürlenme”; yepyeni kültür
kalıpları oluşturur, kültürel değişim sürecinin ana kaynağıdır.
Kültürleşme sürecinde, iki ya da daha çok kültür, karşılıklı etkileşim
sonucu değişime uğrar, yeni sentezler, dinamik bileşkeler yaratırlar.
Çağımızda sözü edilen “globalleşme” (küreselleşme) budur. Birey ve
gruplar olarak, kültürleşmeyi tamamen önlemek mümkün değildir.
Aynı bağlamda ve yaklaşık olarak aynı anlam içinde, bir toplumsal gruba
ait olan bilginin, yerleşik söylemlerle semboller, düzeninin diğer
kuşaklara iletilmesi süreci ise kültür aktarımı diye tanımlanır.
Yine, özellikle kültürlenme söz konusu olduğunda, bir kültürel grubun
üyelerinin başka bir kültürle temas içine girdikleri zaman kendi
kültürlerini ya da geleneksel kültür değerlerini tümden ya da bir
bölümüyle yitirmelerine kültürsüz!eşme veya kültür yitimi denir.
Aynı şekilde, bir İnsanın kendi kültürüne yabancı bir kültür, tümden
farklı bir değerler ve normlar sistemi içine girdiği zaman, yaşadığı
yolunu kaybetmişlik, şaşkınlık veya yönsüzlük duygusuna kültür şoku adı verilmektir.
Öte yandan, modern toplumlarda, farklı, hatta çoğunluk rekabet
halindeki kültürler ve alt kültürlerin varlığı dikkate alındığında,
kendi kültür değerlerini, davranış veya yaşam tarzını ve dilini, sahip
olduğu siyasi ve iktisadi güç sayesinde, diğer kültürlere empoze
edebilen kültür, hakim kültür olarak tanımlanır.
Bir kültür, ne denli gelişkin ve ne denli yaygın olursa olsun, bir
başka kültürden üstün sayılmaz. Hangi amaçla olursa olsun, kültürler
arasında gelişmişlik- gelişmemişlik ya da ilerilik-gerilik
değerlendirilmesi yapılmaz; kültürler, üstlük altlık ilişkisine
sokulamaz. Kültür hakkındaki bilimsel tartışmada üzerinde görüş
birliğine varılan konulardan biri de, kültürel gelişmişlik ya da
gelişmemişlik savının görece oluşudur. Her bütün kültür, içerisinde
bulunan parça ya da alt kültürlerden oluşur; bunlar arasında
gerçekleşen sürekli etkileşimle ve güncel koşullara göre biçimlenir.
Kültür kavramında bir sentez çabası içine girdiğimizde; antropolog’lar
kültürü 4 temel kavram üzerinde yoğunlaştırarak açıklamaktadırlar.
Bunlar:
<blockquote>

  1. Kültür, bir toplumun, yada bütün toplumların uygarlık birikimidir,
  2. Kültür, belli bir toplumun kendisidir,
  3. Kültür, bir dizi sosyal süreçlerin bileşkesidir,
  4. Kültür, bir insan ve toplum kuramıdır.
</blockquote>Sonuç
olarak da kültür kavramı,toplumun yüzlerce, binlerce yıldan beri
oluşturduğu ortak amaçların, beklentilerin, değerlerin, inançların,
duygu ve düşüncelerin, özetle ortak davranış kalıplarının depolandığı,
saklandığı soyut bir kavram olup, toplumsal bellek olarak da kabul
edilebilir.

Kültürün genel / Temel nitelikleri

Kültürün oluşmasındaki temel nitelikleri aşağıdaki faktörler ışığında değerlendirdiğimizde:

1.Toplumsallık:
Kültürün, toplumların bulunduğu yer ya da dönemlerde oluşması,
yaşamasıdır. Toplumun dışında, ondan bağımsız bir kültürden söz
edilemez.

2. Tarihsellik: Kültür
denen karmaşık bütün ve onu oluşturan öğeler (dil, yazı, din, bilim,
giyim-kuşam, sanat, yerleşme vb.) hangi toplum olursa olsun bir anda,
kısa bir zaman dilimi içinde meydana çıkmış değildir.

3. Kalıtsallık:
Kültürün ya da onun kapsamına giren öğelerin, etkinliklerin doğum
yoluyla geçen birer kalıt değil de, öğrenilmesi gereken birer kalıt
olduğunun en büyük kanıtı, doğumdan hemen sonra ailesinden ve onların
yaşadığı toplumdan alınıp başka bir kültürün yaşadığı yere götürülen ve
orada büyütülen bir çocuğun içinde yaşadığı toplumda geçerli olan dili,
dini, sanatı ve yaşam biçimini kolayca öğrenip benimsemesidir. Bununla
birlikte, nesillerden nesillere aktarılan farklı kültürleri kolaylıkla
özümseme yeteneğinin söz konusu olduğu da göz ardı edilmemelidir.

4. İşlevsellik:
Kültürün bir başka özelliği de toplum yaşamında bir yerinin, görevinin
bulunması yani işlevselliğidir. Kültürü yaratan etkenin tek başına
insan olduğu sanılıyordu. İnsan "neden", kültür ise "sonuç "
sayılıyordu. Kültür araştırmalarının gelişmesi bu görüşün yanlış
olduğunu göstermektedir. Artık günümüzde insanın davranışlarını, geniş
ölçüde toplumdaki kültürel birikimin belirlediği kabul edilmektedir.

5. Birlik içinde çokluk:
Ulusal kültürü oluşturan basamak ve dilimlere (kırsal ve kentsel çevre,
toplumsal sınıflar, dinlere, mesleklere, parasal olanaklara, düşün ve
sanat akımlarına göre süreklilik gösteren bir takım özel kültürler )
bakış açılarına göre kimi kez alt kültürler, sınıf kültürleri ya da
bölgesel, yöresel kültürler denilmektedir. Bu alt ya da yerel
kültürler, öteki yöresel kültürlerle uyum içinde olurlarsa ulusal
kültür denen bütün sağlanmış olur. Önemli olan bu ayrılıkların bütün
ile temelde bir aykırılık, çelişki göstermemesidir.

6. Devingenlik ve değişkenlik:
Birey, kendisine bir kalıt olarak aktarılan kültürü yeniden öğrenir,
yaşar ve yaşatırken farkında olmadan onda küçük de olsa bazı
değişiklikler yapmakta ve kendisinden sonraki kuşaklara bu değişik
biçimiyle aktarmaktadır. Kültürün devingenliği bireyin yaşamı süresince
etkisini duyabileceği bir olgu olduğu halde, değişkenlik genelde çok
yavaş oluştuğu için dikkatlerden kaçmakta, bu nedenle de yok
sayılmaktadır. Tarihsel süreç incelendiğinde de dil, din ve gelenekler
gibi ana kültür öğelerinin de değiştiği görülmektedir.

Kültürün öğeleri

Kültür, belirli bir kökten gelmiş bir toplumun "ana mayası"
anlamındadır. Bir toplumun ana mayasını, yani kültürünü; o toplumun,
dil, yazı, tarih, din, töre, edebiyat ve sanat birliğinin toplamı
belirler. Bir toplumun benliğini oluşturan bu ortak değerler, o
toplumun diğer toplumların kimliklerinden nasıl ve nerede ayrıldığını
belgeler. Bir toplumun üyesi olan her kişinin yapısında ve benliğinde,
o toplumun mayasından bir parça bulunur. Fransız ve Alman kültürleri
arasındaki ayrılıklar, bira mayası ile şarap mayası arasındaki
ayrılıklardan daha da derindir. Bunun gibi, Türklerin "ana mayası" da
diğer toplumların mayalarından ayrıdır. Bununla birlikte, yoğurt ve
peynir mayalarının bir kökenden gelmiş olduğu da unutulmamalıdır.
Ancak, bir maya yalnız başına bırakıldığında, "kendi kendini yer." Bu
bir dil sürçmesi değildir. Maya içine katıldığı diğer maddeleri
etkiler: yoğurt mayası, sütü yoğurda çevirir. Şarap mayası, üzüm suyunu
şarap yapar. Eğer maya, içinde gelişeceği, çoğalacağı ana maddeyi
bulamaz ise, kendi kendini yemeye başlar. Sonucunda da ölür. Üzüm
suyuna yoğurt mayası katılırsa, sonuç ne şaraptır, ne de yoğurt. Ne
içilebilir, ne de yenilebilir. Mayanın canlı tutulabilmesi için,
sürekli olarak kullanılması gerekir. Yeni mayalanmış yoğurdun bir
parçası ayrılıp maya olarak saklanır. Böylelikle maya da kendini
yenilemiş olur. Bir toplumun kültürü de bundan farksızdır.
Kullanılmayan kültür ölür.
Kültürü, taşıyıcısına göre, egemenlik alanına göre, çıkış, yaratılış
kaynaklarına göre, görünüşüne, biçimine, bir başka anlatımla, kültürü
kanıtlayan araca göre, iş görüşüne göre değişik kullanım alanlarına
göre tanımlanabilir. Bu görelilikleri daha çoğaltmak, dahası
değişkenleri kendi içinde bile sınıflamak olasıdır.
Bu değişkenlerden, taşıyıcısına ve egemenlik alanına dayanarak, dört çeşit kültür kavramı oluşturulabilir:
<blockquote>

  1. Bireysel kültür,
    esasında bireysel kültür, bir yakıştırma sıfattır. Yani bir bireye,
    içinde bulunduğu toplumun üyelerince, karşılaştırma yöntemiyle
    yakıştıran bir kimliktir, o bireyin içinde bulunduğu, yaşamını
    sürdürdüğü toplumun niteliğiyle birlikte bir anlam taşır.

  2. Yöresel (bölgesel) kültür, ulusal kültürün tabanını oluşturur.
  3. Ulusal kültür,
    bir toplumda yemek, giyinmek, barınmak, eğlenmek gibi gereksinmelerin
    elde edilmesinde kullanılan bilgi, inanç, teknik, davranış duyuş ve
    ifade biçimlerini içeren ve toplumun yapısını oluşturan kültüre, ulusal
    kültür denilmektedir.

  4. Evrensel kültür,
    bilim, teknik, felsefe, ve din gibi kültür öğelerini içeren ve bir
    topluma özgü olmayan, genel geçerlikli kültüre evrensel kültür denir.

</blockquote>"Evrensel
kültür" bir çağa ve bir tarihsel döneme dünya ölçüsünde hâkim olan,
diğer kültürlere baskın çıkan herhangi bir "çoğul kültür"dür. Örneğin
bugün için bu anlamda "evrensel" olan kültür, Batı kültürüdür. Fakat
bu, Batı kültürünün hâlen yaşayan diğer kültürlerden "üstün" ve "iyi"
olduğu anlamına gelmez; sadece varolan diğer kültürlere baskın çıktığı
ve dünya ölçüsünde yaygınlaştığı anlamına gelir. Her kültürün mâhiyeti
gereği tarihsel olması, o kültürün belli bir zaman kesiti içinde
varlığını sürdürdüğü, yani yerini her an bir başka kültüre (o başka
kültüre kendinden pek çok şeyleri taşımış olsa da) terk edebileceği
anlamına gelir. "Evrensel kültür" teriminin kendisi, Aydınlanmacı Batı
kültürünün bir kültürel mirası olarak terminolojiye girmiştir. Bu
yüzden, bu kültüre özgü ideal ve ölçütlerle sınırlı bir anlam içeriğine
sahip olmak gibi bir tek yanlılığı ve manüpilatif bir işlevi vardır
Yine bu yüzden, "evrensel kültür"ü, tarihsel perspektif altında
bakıldığında, herhangi bir "baskın ve hâkim kültür" olarak anlamak
uygun olur
Her hangi bir halk topluluğunu, millet yapan kültür değerleridir.
Kültür; tarihi süreç içerisinde oluşur, milletler yaşadıkça o da yaşar.
Dededen, atadan gelen kültürel değerler, yaşayan insanların duygu,
düşünce ve yaşantılarıyla şekillenir zaman içerisinde gelişerek bazen
de değişerek devam eder. Kültür değerleri hiçbir zaman statik kalmazlar
devamlı değişim halindedirler. Bu değişim çok hızlı olmaz, yıllar bazen
de yüzyıllar süreci içinde olur.
 

Kültür Nedir ? - Kültür Hakkında

View previous topic View next topic Back to top 
Page 1 of 1

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
Forum Dev ll Türkiyenin Dev Forumu :: Kültür - Tarih - Şiir - Biyografi :: Genel Kültür-
Powered by vBulletin © Versiyon GİZLİ
Copyright © 2010 By Di Natale & Adrenalin
© İeastern Design